25 Kasım 2009 Çarşamba

Haberin Gelecegi


















BBC Turkce'nin 70. yili nedeni ile gerceklestirilen ve NTV'de yayinlanan "Haberin Gelecegi" baslikli acik oturumun kayitlarini BBC Turkce'nin YouTube kanalindan izlemek mumkun:


BBC Turkce'nin web sayfasinda ise program soyle tanitiliyor:

"Yayınlarına 20 Kasım 1939'da başlayan BBC Türkçe, yetmişinci yıldönümü vesilesi ile yeni teknolojilerin ve ekonomik koşulların baskısı altındaki "geleneksel" haberciliğin geleceğini mercek altına aldı.

BBC Türkçe'nin "Haberin Geleceği" başlıklı oturumda ele aldığı konulardan bir diğeri ise, bireylerin kendilerini ifade etmesinde internetin giderek artan gücü ile hükümetlerin bu gücü düzenleme hatta denetim altında tutma girişimleri arasındaki çelişki.

Katılımcılar:

  • BBC Haber sitesi editörü Steve Herrman
  • Uluslararası gazetecilik profesörü ve medya danışmanı John Owen
  • İngiltere'deki yayıncılık ve telekomünikasyon düzenleme kurumu Ofcom'dan Stewart Purvis
  • BBC Farsça bölüm başkanı Sadık Saba
  • Köşe yazarı, yayıncı ve iletişim profesörü Haluk Şahin
  • NTVMSNBC genel yayın yönetmeni Ahmet Yeşiltepe
AÇIK OTURUMUN KONU BAŞLIKLARI

Teknoloji

Tarih boyunca her yeni teknolojinin, ya bir öncekinin yerini aldığı ya da ona bir tehdit oluşturduğu düşünülmüştür.

  • Peki ya internet? Bir tehdit mi, yoksa çok büyük bir fırsat mı? Yoksa sadece yeni bir araç mı?
  • Ya da haberin ya da bilginin sadece nasıl tüketildiğini değil, aynı zamanda nasıl ortaya çıktığını, yayına hazırlandığını ve dağıtıldığını belirleyen bir olgu mu?
  • Geleneksel gazetecilerin yurttaş gazetecileri ile kıyaslandığı, blogcuların köşe yazarlarına benzetildiği, Twitter mesajları ve benzerlerinin ciddi makalelerin yerini aldığı söylenen bu dönem bizleri nereye götürecek?
  • Herkesin birer gazeteci olduğu böylesi bir dönemin sonunda gazetecilik kurumu ayakta kalabilecek mi? Yoksa geçici bir dönem mi bu?
  • Bu süreç uzun vadede demokrasiye mi, yoksa bir kaosa mı fayda sağlayabilir?
  • Yoksa bu süreç, bazı muhalif görüşlerde ifade edildiği gibi, sadece manipülasyonun, partizanlığın, taraf tutmanın, hesap vermeme "özgürlüğünün" veya "en hafifinden yazım hatalarının simgelediği" bir dönem midir?

Ekonominin haberciliğe etkisi

Küresel ekonomi kısa bir süre önce büyük bir sarsıntı yaşadı. Ekonomik durgunluğun etkileri ise hala pek çok ülkede hissediliyor.

Bunun en gözle görülür sonuçlarından biri ise sayıları azaltılan dış bürolar ve dış muhabirler nedeniyle dış haber içeriğindeki azalış.
  • Peki bu durum dünyanın algılanma biçimini ve dünya haberlerinin iletilmesini nasıl etkileyecek?
  • Bu durumun dünyanın geleceğine etkisi ne olabilir?
  • Mali nedenler, güvenilir ve nitelikli bilginin sonunu mu getiriyor?
  • Bu durumun bir alternatifi var mı? Yoksa mali engeller, geçmişin bu anlamda bir daha geri gelmeyeceği anlamına mı geliyor?
  • İmalat sektöründeki daralma ile beraber dünya, dijital sektöre ve yoğun veri trafiği gerektiren bir ekonomi türüne yöneliyor. Bunun sonucu olarak giderek hızlanan ve ucuzlayan internet erişiminin, bilgi edinme özgürlüğü ve özgür habere erişim imkanına etkisi ne olacak?
  • Çok sayıda çalışanını işten çıkartan kamu yayıncıları açısından bu yeni dönem ne getirecek?
  • İnternet üzerindeki haberin paralı hale getirilmesi konusundaki eğilimin haberciliğe etkisi ne olabilir?
  • Bu durumda nitelikli haberlere sadece para ödeyenler mi ulaşabilecek?

Özgürlüğün denetimi

Günümüzde tüm bu sosyal ve teknolojik gelişmeler karşısında zaman zaman dile getirilen bir soru da şu: Acaba bu süreç demokrasiyi mi yoksa kaosu mu destekliyor?

Çin'de, İran'da, Rusya'da ve bazı başka ülkelerde internetteki içeriğin denetim altına alınmasına yönelik girişimler bulunuyor.

Bu girişimler için ise ulusal güvenlik, kamu yararı, suç ve pornografi ile mücadele, ahlaki ve etik değerlerin korunması gibi gerekçeler öne sürülüyor.

  • Peki internetin tümüyle denetlenmesi mümkün mü?
  • Bireyler bu konuda devlete karşı çıkabilir mi?
  • İnternetten sonra sırada ne var?

04 Ekim 2009 Pazar

Farmville önce yasak, sonra serbest

Facebook’un oyunu Farmville önce yasak, sonra serbest

Source: www.milliyet.com.tr

30 Eylül 2009 Çarşamba

ABD'de gazetecilik uzerine: "Common Sense Podcast - Show 147 - A Little Less Evil"

Bir suredir ABD'li gazeteci Dan Carlin'in podcast'lerini dinliyorum. Kendini "politik olarak bagimsiz" olarak tanimlayan Carlin hem tarih hem de guncel politika konulu programlar yapiyor.

Her bolumunun yaklasik iki aylik bir hazirligin sonucunda yayinlandigi Carlin'in tarih programi "Hardcore History" tarih meraklilari acisindan farkli bakis acisi ile iyi bir alternatif. Guncel politika programi "Common Sense" ise ozellikle ABD ic ve dis politikasina yonelik iceriden elestirileri merak edenler icin kacirilmamasi gereken bir yapim.

Aslinda sizlerle paylasmak istedigim Carlin'in Mart 2009 tarihli "Common Sense" programi. Programin ilk bolumu temelde ABD'nin dis politikasina yonelik bir elestiriden olusuyor. Konunun merkezinde olmayan Turkiye'nin de adinin pogramda kisaca gectigini ve kimi duyarli dinleyicilerin Carlin'e kizabileceklerini soylemek de yarar var. Fakat tahmin ediyorum ayni dinleyiciler diger konulardaki elestirilerine katilacaklardir.

Ozellikle bu blog'daki medya perspektifi acisindan onemli olan ise programin ikinci bolumu. ABD'de medyanin bagimsizligi, elestiri gorevini yerine getirip getirmedigi ve bu baglamda yeni medyanin yerinin ne oldugu konularini Carlin'in 1980'lerden baslayan gazetecilik kariyeri uzerinden dinliyoruz bu bolumde. Medya - sermaye - siyaset iliskilerinin gundemden dusmedigi ulkemize yonelik kimi cikarimlar da yapmamiza olanak saglayabilecek programi gazeteciligin ne oldugu ve ne olmasi gerektigi sorularina cevap arayanlarin dinlemelerini tavsiye ederim.


Posted using ShareThis

25 Eylül 2009 Cuma

Sivil Sesler Festivali Küçükçiftlik Parkında



Sivil Sesler Festivali, Maçka Küçükçiftlik Parkı'nda bugün başladı. Türkiye'den sivil toplum örgütlerini İstanbul'da buluşturan festivalin teması ise 'Sivil Toplum ve Değişim'di. Ankara merkezli Sivil Toplum Geliştirme Merkezi'nin (STGM) düzenlediği festivale Türkiye'nin farklı köşelerinden 94 örgüt katıldı ve Küçükçiftlik Parkı'nda açılan festival alanında 66 örgüt stantı yer aldı.

Haberci Özlem Gürses'in sunuşuyla başlayan festivalin açılış konuşmasını STGM Başkanı Levent Korkut yaptı. STGM'nin insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, çevre hakları başta olmak üzere ayrımcılığa karşı, özerkliği ve dayanışmayı geliştirmek üzere çalıştığını belirten Korkut, kuruluşun gerçekleştirdiği lobi, eğitim ve savunuculuk faaliyetlerinden söz etti. Konuşması sırasında Milli Eğitim Bakanlığı'nın başlattığı Ayrımcılık dersinden de söz eden Korkut, bu dersin başlatılmasındaki iyi niyete karşın, dersler için sivil toplum kuruluşlarına danışılmadığının altını çizdi. Demokrasi yalnızca oy verme değil, bir katılım modelidir diyen Korkut, ülkede 'derin demokrasi'nin yaratılabilmesinde sivil katılımın önemine değindi. STGM'nin bastığı kitaplar, web sitesi ve mail listeleri ile kuruluşlar arasında aktif vatandaşlığı temel alan bir ağ oluşturulduğunu belirten Korkut konuşmasını bitirirken Sivil Sesler Festivali'nin ana amacının Türkiye'deki benzer ve farklı alanlarda çalışan STK'ları bir araya getirmek, birbirlerini tanımlarını, kendi aralarında ve Avrupa'daki sivil toplum kuruluşları ile bağlantı kurmalarını ve kapasitelerini geliştirmelerini sağlamak olduğunu ifade etti.

Açılış konuşmasını, Özlem Gürses'in moderatörlüğünde ¨Dünyadan Sivil Sesler¨ başlıklı panel izledi. İsviçre'den Alan Kikuchi-White, Hırvatistan'dan Rada Boric ve Yunanistan'dan Polyxeni Koutentaki'nin katıldığı panelde katılımcılar kendi ülkelerindeki sivil örgütlenme deneyimlerini paylaştılar.

Kişisel olarak, Hırvat Rada Boric'in 1990'lar boyunca bir savaş karşıtı olarak ülkesinde yaşadıklarını, savaş karşıtı feminist bir aktivist olarak vatan haini ilan edilme raddesine gelişine dair deneyimlerini aktardığı etkili konuşmasını dinlemek oldukça ilginçti. Yunanlı Koutentaki ise geldiği küçük Yunan köyünde gençlerin katılımını hedefleyen projesini hayata geçirirken karşılaştığı güçlükleri anlatırken komşuyla aramızdaki benzerliklerin de üstünden şöyle bir geçilmiş oldu aslında.

Sivil Sesler Festivali yarın da atölye çalışmaları, söyleşiler, film gösterimleri ve konserlerle sürecek. Arzu edenler festival programına buradan ulaşabilir.

Yazımı bitirmeden önce bir iki noktaya da dikkat çekmek istiyorum.

Bunlardan birincisi açılış konuşması öncesinde gösterilen ve STGM'nin faaliyetlerini anlatan kısa tanıtım videosunda söz edilen hasta çocuklar için Şifa Masalları CD'si. Bu CD, tanıtım videosunda belirtildiği üzere tamamen gönüllü desteğiyle hazırlanan bir medya üretimi. Medya üretiminin bireylerce ucuz ve efektif kullanımının mümkün olduğu bu çağda güzel ve yerinde bir uygulama idi.

Sivil toplum kuruluşları ve özelde STGM yeni medya olanaklarını etkili biçimde kullanmaya çabalıyor. Merkezin web sitesinde yer alan sekmeleri kullanarak sözgelimi merkezin faaliyetlerini Facebook ya da Twitter üzerinden takip etmek mümkün.

Öte yandan dört ayda ikibinaltıyüz sitenin kapatıldığı, YouTube'un hala yasaklı olduğu, LastFM, MySpace gibi dünyaca bilinen kullanıcı paylaşımına olanak veren sitelerin birkaç gün evvel kapatıldığı bu ortamda, festivale dijital dünyadaki sansür ve bireysel kullanıcıların iletişim haklarının engellenmesini gündemine almış hiç bir kuruluşun katılmadığını görmek üzücüydü aslında.

Festivaldeki sivil seslerin her biri birbirinden önemli elbette. Ancak ifade ve iletişim özgürlüğü olmaksızın bu hakları iddia etmek imkanımız yok ne yazık ki.

Sivillerin seslerini duyurmaları için yurttaş medyasına ihtiyaçları var öncelikle.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Ian Bogost oyun kahramani oldu!


Daha once siyasetcilerin oyun kahramani olduklarini yazmistik. Buna ek olarak cesitli nedenlerle gundemde olan isimlerinde oyun kahramani olmalarina da haber - oyunlar sayesinde alisigiz bir suredir. Simdi de Georgia Tech digital oyun arastirmacilarindan Ian Bogost oyun kahramani oldu.

Federico Fasce'nin iletisim stratejileri icin oyunlar ureten Urustar isimi danismanlik sirketinin web sayfasinda yer alan bir oyunda Ian Bogost oyunculara rehberlik ediyor. Flixel ve Flash kullanilarak yapilan ve Super Mario'yu andiran oyunda oyuncu engelleri asarak oyun kavrami ile ilgili cesitli bilgiler iceren nesneleri topluyor. Oyun arastirmalari konusunda yeni olanlar icin hos bir baslangic!

17 Eylül 2009 Perşembe

İstanbul'u Dinliyorum MP3 Çalardan...



11 Eylül 2009 Cuma günü, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projeleri kapsamında ¨cˇu'm„a* Güncel Sanat Ütopyaları (Comtemporary Utopia Management) tarafından düzenlenen ¨İstanbul Ses Turu¨na katıldık. Proje, tanıtım broşüründe şöyle özetleniyor:

"İstanbul Ses Turu, İstanbul'u sadece sanatçıların gözlerinden değil, tasarımcıların,şehir plancılarının ve esnafın sesinden tanımlayarak geniş bir yelpazeden farklı Beyoğlu perspektiflerini kamuya ulaştırmayı amaçlar. Katılımcı, sanatçının / tasarımcının / şehir plancısının / esnafın tercihine göre önceden yaptıkları ses kayıtlarının yüklü olduğu MP3 çalarları dinleyerek, yine bu kişiler tarafından belirlenen rotayı takip eder. Ses Turu süresince katılımcıların direktiflerle bu kayıtları dinleyerek belirtilen rotaları takip etmeleri ve bu sayede sanatçının / tasarımcının / şehir plancısının / esnafın İstanbul'unu tanımaları sağlanır."

İlk deneyimlediğimiz proje Cevdet Erek'in ¨Kontrollü Hızda Hayaletli Yol¨ adlı çalışması idi. Kısa tanıtım yazısı bizim için oldukça cezbedici oldu:


¨Karaköy'e doğru hayaletleri duyacaksın sakın şaşırma.¨


Orhan Veli'nin ¨Gemlik'e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma¨ dizelerine nazire gibi görünen bu tanıtım, şiirdekine benzer neşeli, küçük bir heyecan yarattı bizim için.

İstanbul Ses Turlarında kullanılan MP3 çalar.


Kimlik karşılığı küçük MP3 çalarımızı, kulaklıklarımızı ve de üzerinde talimatlar yazılı küçük broşürümüzü aldık, yüzümüzü Urban Kafe'ye döndük ve sol taraftan İstiklal Caddesi'ne çıktık. Talimatları elimize alınca da heyecanlandık. İlk anda acaba bir Alternatif Gerçeklik Oyunu vari durumun mu içine mi düştük duygusu ve hevesi sardı.Ancak talimatlar, izlememiz gereken rotaya, yürüyüş tempomuza dairdi.

Yürüyüş rotamız bizi Galata Kulesi’ne götürdü.

Yaklaşık 40-45 dakikalık Galatasaray Lisesi ve Tünel üzerinden Karaköye uzanan bir rota izledik ve Urban Kafe'ye geri döndük. MP3 çalardan gelen sesler ve müzikler İstiklal'in her gün yürürken duyduğumuz arka plan seslerinden oluşuyor gibiydi. Belki de her zaman olduğu gibi işin içinde oyun aradığımdan olsa gerek, parkuru tamamladığımızda sanatçının neden bu sesleri İstiklal Caddesi'nden değil de MP3 çalardan dinlememizi istediğini merak ettim. Kaldı ki, MP3 çalardan gelen sesler ve caddeden gelen doğal sesler kimi zaman üst üste biniyor, kaydedilmiş sesi ve doğal sesi ayırmayı güçleştiriyordu. Urban Kafe'ye dönüp diğer projeyi de denemek istediğimizi söylediğimizde, elimizdeki kulakları değiştirdiler. Nedenini sorduk. Kulaklık taksimiyle ilgilenen sorumlu her sanatçının tercihine göre farklı performansta kulaklıklar seçildiğini söyledi. Ve bu ilk çalışmayı tasarlayan Erek de onun söylediğine göre dış seslerin duyulmasına da imkan veren bir kulaklık tercih etmişti. Erek belki de hayaletlerin kaydedilmiş sesler arasından mı yoksa mekanın kendi doğal sesinden mi geldiğini merak ettirecek yarı paranoyak bir durum yaratmak istemişti, kimbilir?

İlk turda sokaktan ve dükkanlardan gelen sesleri duyabiliyorduk.


Deneyimlediğimiz ikinci proje ise ¨Akustik Ekoloji Maceraları¨ idi. Projenin tasarımcısı olarak broşürde roomservices.org adı geçiyor. Oldukça ilginç bir projeydi Akustik Macera projesi. Tanıtımı kısaca şöyle:

"Akustik Ekoloji Maceraları [2009, roomservices (müdahaleci araştırma enstitüsü)]: Bu 40 dakikalık ses turu, sizi Beyoğlu'nda bir ses yürüyüşüne çıkaracak. Roomservices sizi günümüz toplumunun görselliğe dayalı "göz kültüründen," beğeniden ve parlak ışıklardan uzağa kaçmaya çalışacak. Bu yürüyüş sırasında bir dizi akustik çevre ya da ses alanı ile karşılasacaksınız. Roomservices ile birlikte kendi çevreniz, canlılar, onların harekletleri ve onların çevreleri arasında hareket eden ses atmosferine dikkatimizi vermeye çalışacaksınız."

Hayat Kahvesi ikinci turdaki durağımızdı.

Bu projede önceki projede izlediğimizin aksi yönde ilerledik. Urban Kafe'ye sırtımızı verip sol tarafa yürüdük ve Galatasaray Hamamı yönünde yürümeye başladık. Yol üzerindeki küçük pasajdan, MP3 talimatları doğrultusunda seslere ve sesler arasındaki nüanslara dikkat ederek geçtik. Anlatıcı bizden önce bu izlediğimiz rotadan geçmişti elbette, dikkatimizi çekmek istediği her ayrıntıdan bahsediyordu.Yeşilçam emekçilerinin ve artık gençlerin de müdavimi olduğu Hayat Kahvesi'nde anlatıcının ricasıyla oturup birer çay içtik.


Sıcak bir bardak çay sokaktan ve MP3 çalarımızdan gelen seslere eşlik etti.


OKEY taşlarının çıkardığı sesler, konuşma ve kahkaha sesleri, arada geçen satıcılar, çay karıştırma seslerini anlatıcının da dinlememizi istediği gibi uslu uslu dinledik. Hayat Kahvesi'nde biz çayımızı içerken anlatıcı da OKEY oyunun kurallarından, tarihinden bahsetti kısaca. Oyuncuların oyuna dair jestlerinden, sözgelimi, oturuşlarından, Okey taşını masaya nasıl attıklarından, birbirleriyle nasıl şakalaştıklarından söz etti oyun ve sesi ilişkilendirerek. Çayımızı bitirdik. Ve parkur bizi İstiklal Caddesine götürdü, diğer bir deyişle tüm seslerin büyüdüğü ve nüansların kaybolduğu yere. Beyoğlu'nun arka sokakları ve İstiklal caddesi arasında sese dair ilginç bir kentsel farkındalık deneyimi yaşamış olduk nihayetinde.


Üçüncü proje ise Suat Öğüt'ün Güvenlik Kılavuzu adlı projesiydi:


"Güvenlik Kılavuzu, [2009, Suat Öğüt] Uygarlığın en önemli caddelerinden biri' olarak tanınan İstiklal Caddesi'nde; sanat, ticaret, özgürlük ve eğlence gibi kavramlar artmakta ve kapladıkları alan günbegün genişlemekte iken, bu ortamın birçok farklı insan profilini barındığını da görmekteyiz.

"Güvenlik Kılavuzu" adlı ses çalışması bu büyük sahnede küçük rollere sahip esnaf hikayelerinden oluşmaktadır. Bir kılavuz eşliğinde önceden belirlenmiş güzergahtan geçerken, bugüne kadar esnafın şahit olduğu olaylar silsilesi anlatılmaktadır.

Ses turunda, İstiklal Caddesi'nin en işlek sokağı Balo Sokak'ta elektirikçiden terziye, pilavcıdan tekstilciye kadar farklı alanlarda çalışan esnafın İstanbul değerlendirmeleri paranoyak bir dil ile dinleyiciye aktarılmaktadır."

Güvenlik Kılavuzu projesi de bizi Balo Sokak'a götürdü. Önce Serdar Elektrik'teki Serdar Bey'in anlattıklarını dükkanında sakin sakin oturan Serdar Bey'den değil de anlatıcıdan dinledik. İki sokağa kapısı olan dükkanının birinden girdik öbüründen çıktık kendisinin kızıdığını bile bile.

Anlatıcının söz ettiği akşamdan sabaha, sabahtan akşama her türden insana satış yapan nohut pilavcıyı göremedik ama Burçak-Kübra-Billur adlı tekstil dükkanını, yan sokaklardaki Ahmet Berber'in dükkanını, Mine Çanta'yı, börekçiyi ve doğru yolda olduğumuzu gösteren kırmızı işaretleri gördük ve aslında sık sık geçtiğimiz dar, tekinsiz arka sokakları inceledik.


Turlarda farklı renklerdeki yıldızlar bize yol gösterdi.

Anlatıcı kimi zaman Serdar Bey, nohut-pilavcı, Small Club vb gibi gerçek kişilerin hikayelerinden ayrılıp, bizi köşe başındaki bir hırsızlık olayını hayal etmeye çağırdı. Bir başka köşeyi döndüğümüzde ise polis bizi takip ediyordu, arkamıza bakmadan adımlarımızı sıklaştırmalıydık. Proje, geçen yıllarda New York'da gerçekleştirilen iki interaktif tiyatro deneyimini hatırlattı bize. Birincisi, katılımcıların kent sokaklarında kendilerine ses kayıtlarıyla anlatılan kurmaca bir hikayenin gerçek mekanlarını gezdikleri YOU-The City, ikincisi ise yine benzer biçimde katılımcıların gerçek bir mekanda ses kayıtlarıyla kendilerine tasvir edilen rolleri oynadıkları Etiquette isimli oyundu.


Tüm proje kapsamında vakit darlığı nedeniyle deneyimleyemediğimiz tek proje ¨Unutmak İstemediğimiz Geçmişimiz¨ adlı proje idi. Oldukça ilginç görünüyordu. Kısa tanıtımı şöyle: Bir gün fırsatımız olur da dinleme fırsatı buluruz diye umuyoruz.

"Unutmak İstemediğimiz Geçmişimiz, [2009, Ergun Tükel] Kentler bir ulusun en önemli açıkhava kütüphaneleri gibidir. İktidarlarin kente verdikleri önem aslında yaşadığımız bu topraklarda bir nevi dünyamızın uygarlıklarının, evrensel ve yerel kültürün muhafazası ve onları gelecek kuşaklara taşıması olarak nitelendirilebilir. Bir yakın dönem serüveni aslında anlatılan, unutmak istemediğimiz geçmişimiz."


İlginç ve keyifli bir projeydi İstanbul Ses Turu. Mobil teknolojilerin kullanıldığı ve oyunsal yönleri ağırbasan bu navigasyonel projeleri sevdik.

13 Eylül 2009 Pazar

ICE Lab'den dijital oyun ve sosyal medya projeleri


Fox Harrell'in Georgia Tech ICE laboratuarinda gelistirilen ve bir kisminda calisma sansina sahip oldugumuz dijital oyun ve sosyal medya projeleri ile ilgili makalesi "Toward a Theory of Phantasmal Media: An Imaginative Cognition- and Computation-Based Approach to Digital Media", CTHEORY dergisinde yayinlandi. Projelerle ilgili ayrintili sorulariniz olursa cevaplamaktan mutluluk duyariz.